5 Nisan 2023

Ulusal Egemenlikten Dünyanın İlk Çocuk Bayramına

Bu ay ...

“Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar.”

Mustafa Kemal Atatürk

Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük ümitlerle girdiği Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedenleri arasında olması, ülkede büyük üzüntü ve tedirginlik yaratmıştır. Bu durum bir süre sonra imparatorluğun işgaline dönüşmüş ve başta İstanbul, Bursa ve İzmir olmak üzere birçok kentte işgal acıları evlerin kapılarını tek tek çalmaya başlamıştır. Özellikle 15 Mayıs 1919 günü Yunan Ordusu’nun önce İzmir’e çıkması ve ardından tüm Ege Bölgesine hakim olma çabaları, kanlı çatışma ve direnişleri gündeme getirmiştir. Gazeteci Hasan Tahsin’in emperyalist Yunan işgal ordusuna karşı sıktığı ilk kurşun bu onurlu başkaldırının sembolü olmuştur. Yine ünlü yazar Halide Edip Hanım’ın düzenlediği ünlü Sultanahmet Mitingi de işgale karşı çıkışın çok önemli bir kilometre taşıdır.

İşte Mustafa Kemal Paşa, Yunan Ordusu’nun İzmir’e çıktığı ve katliamlarına başladığı 15 Mayıs 1919 gününden bir gün sonra, 16 Mayıs 1919 günü 9. Ordu Müfettişi olarak Bandırma gemisi ile İstanbul’dan ayrılır. Görevli olarak arkadaşlarıyla beraber Samsun’a 19 Mayıs 1919 sabahı ayak basması cumhuriyet tarihimizin en önemli olaylarından biridir. Bu olay yakın tarihte başlayacak milli mücadelenin de ilk ateşidir.

Önce Samsun’da görüşmelerini sürdürür; sonra Amasya’da tamim yayınlar ve ardından geçtiği Erzurum ve Sivas’ta kongreler düzenler. Bu kongre hareketleri çok önemli sonuçlar verecek bir dönemin başlangıcıdır. Kongrelerde alınan ortak karar; Türk ulusunun egemenliğini ve bağımsızlığını yine Türk ulusunun sağlayacağı yönündedir.

Bu arada 1919 yılı sonbaharında işgal güçlerinin izin ve kontrolü altında genel seçimler yapılır. Seçimi kazananların çoğu; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yanlılarıdır. Mustafa Kemal Paşa, bu milletvekilleriyle günlerce görüşür ve onlara esaslarını arkadaşlarıyla birlikte belirlediği Misak-ı Milli metnini teslim eder. Seçimlerde Mustafa Kemal de Erzurum mebusu seçilmiştir, ancak İstanbul’a Mebusan Meclisi toplantısına katılmak üzere geldiği takdirde tutuklanacağından Ankara’da kalır. Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920’de işgal altındaki İstanbul’da 168 üyesinden 162’sinin katılımıyla toplanır. Sonuçta, işgal güçlerinin ve sarayın tepkilerini toplayan Mebusan Meclisi üyeleri buna aldırmayarak 15 gün sonra 28 Ocak 1920 günü yaptıkları gizli oturumda Misak-ı Milli metnini oybirliğiyle kabul ederler ve bunu tüm dünyaya ilan ederler.

Olay üzerine İngiliz, Fransız ve İtalyan askerlerinden oluşan işgal güçleri alarma geçer.  İngiliz zırhlıları Dolmabahçe önünde toplanır ve 16 Mart 1920 günü İstanbul kenti fiili olarak -de facto- işgal edilir ve sabah uykusunda uyuyan askerlerimiz şehit edilir. İşgal güçleri kentin her yanında sıkı önlemler alır. İstanbul’un her semtinde Milli Mücadele yanlılarının tutuklanmaya başlamaları üzerine milletvekilleri ve aydınlar, Ankara’ya kaçmaya başlarlar. Mebusan Meclisi de 18 Mart’ta son kez toplanarak, bu Meclisin süresiz olarak tatil edilmesini kararlaştırır. Tutuklanan ve işkence gören birçok milletvekili hapse atılır.

Tüm bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, Mebusan Meclisi’nin kapatılmasından bir gün sonra 19 Mart 1920’de yayımladığı bir genelgeyle ”Ankara’da olağanüstü yetkili bir Meclis”in toplanacağını tüm ülkeye duyurur. Genelgede, ”Ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri düşünüp uygulamak üzere ulusça olağanüstü yetki verilecek bir Meclisin Ankara’da toplantıya çağrılması ve dağıtılmış olan mebuslardan Ankara’ya gelebileceklerin de bu Meclise katılmaları” istenir. Bu arada İstanbul’dan kaçan birçok mebus Ankara’ya ulaşmıştır.

Bu amaçla yapılacak seçimle belirlenen milletvekilleri ile dağıtılan Osmanlı Mebusan Meclisinden kaçarak Ankara’ya gelebilen mebuslardan 84’ü, ilk Mecliste yer alacaktır. Sonuçta Mustafa Kemal Paşa, 22 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılışını duyurduğu genelgesinde ise bundan böyle ‘bütün sivil ve askeri makamlar ile bütün ulusun emir alacağı en yüksek kat’ın bu Meclis olacağını tüm yurda bildirir.

Ertesi sabah Ankara sanki bir şenliğe uyanır. Ülkedeki işgallerin burukluğunda 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Camisi’nde cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra olağanüstü yetkilerle donatılmış ilk TBMM, İttihat ve Terakki Kulübü olarak yapılan binada hizmete girer. İlk Meclis Başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçilir. Cumhuriyete giden yolda büyük adımlar atılmasını sağlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103 yıl önce 23 Nisan’da Ankara’da açılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluş mücadelesinin en önemli evrelerinden birini oluşturmuştur. Öncelikle bu meclis bir kurucu meclistir yani anayasa yapmıştır; bu meclis bir savaş meclisidir, bu meclis Yasama-Yürütme-Yargı’yı bünyesinde toplamış olağanüstü bir meclistir ve bu meclis Polatlı’ya kadar gelen Yunan topçularının top ateşi altında korkusuzca çalışmalarını sürdürmüş ve 12 Mart 1921 günü dizeleri Burdur Milletvekili Mehmet Akif Bey tarafından yazılmış “İstiklal Marşı”nı alkışlar ve gözyaşları arasında kabul etmiş bir destansı meclistir.

Mustafa Kemal Paşa yurdun her yöresinden gelen milletvekilleri aracılığıyla bağımsızlık savaşını tüm millete mal etmiş, savaşın sadece askerler tarafından değil tüm millet tarafından kazanılması gerektiğini tüm kesimlere kabul ettirmiştir. Bazı çevreler 23 Nisan 1920 tarihini yeni Türk devletinin kuruluş günü olarak kabul ederler. Meclisi olan, bayrağı olan, düzenli ordusu olan, İstiklal Marşı olan bu yeni devletin 29 Ekim 1923’ten üç yıl önce şekillendiğini düşünürler. TBMM öncülüğünde kahraman ordumuz tarafından kazanılan Kurtuluş Savaşı ile yurdumuzdaki tüm emperyalist güçler sonunda temizlenir.

Yeni Türk devletinin ilk bayramı olarak 23 Nisan 1921’de kabul edilen Hakimiyet-i Milliye Bayramı’nın 23 Nisan 1922’de Ankara’da yapılan ilk kutlamalardan sonra çocuklar ön plana çıkar. TBMM Başkanı Mustafa Kemal’in desteğini alan Himaye-i Etfal Cemiyeti yöneticileri 23 Nisan 1923 günü cemiyet için yardım toplarlar. 23 Nisan 1924 günü Latife Hanım’ın da bu cemiyetin temsilcisi olması ve Mustafa Kemal Paşa’nın da bu cemiyeti açıkça desteklemesi ile 1925 yılından başlayarak 23 Nisan’a “Hakimiyet-i Milliye Bayramı” yanı sıra “Çocuk Bayramı” denmeye de başlanır. Burada kullanılan çocuk kelimesi, çocuklara eğlence sunulmasından çok ulusun geleceği olan bu varlıkların korunması ve yaşatılması amaçlıdır. Çocuk Bayramı gerçek anlamda kapsamlı olarak ilk kez 23 Nisan 1927 günü kutlanır. Ancak tüm bu kutlamalarda öncelikle çocuk ölümlerinin önüne geçilerek çocukların korunması ve onlara güzel bir gelecek sağlanması amaçlanmıştır. Yıllar geçip Cumhuriyet Türkiye’si kalkındıkça bu sorunlar önemini yitirmiş ve 23 Nisan günleri bir çocuk bayramı ve çocuk şenliğine dönüşerek yalnızca yurdumuzda değil tüm dünya çocukları tarafından kutlanan bir festivale dönüşmüştür. Günümüzde de 1920 yılında TBMM’nin açılışı anısına 23 Nisan günleri hem Ulusal Egemenlik hem de Çocuk Bayramı olarak coşkuyla kutlanmaktadır. Bu anlamlı bayramın 103. Yılı başta ulusumuza ve çocuklarımıza sonra tüm insanlığa kutlu olsun.

Yrd. Doç. Dr. Dr. Altan Armutak

- - -

Bu yazı 5 Nisan 2023 tarihinde dorA HEALTH sayfasında yayınlandı!